Son yıllarda garip bir iklimin içinden geçiyoruz. Üretenin değil konuşanın, yapanın değil engelleyenin daha çok ses çıkardığı bir iklim bu. İnsanlar fikir üretmek yerine fikir çelmelemeyi, yol açmak yerine yol kapatmayı maharet saymaya başladı.
Oysa bir toplumun değeri, birbirinin ayağına taktığı çelmelerle değil; omuz omuza kurduğu hayallerle ölçülür. Ama bakıyoruz ki emek vermek yorucu, engel olmak ise bedava. Çalışmak disiplin ister, gölge olmak ise sadece karanlık.
Meslek ahlakı dediğimiz şey, yalnızca işini iyi yapmak değildir; başkasının emeğine saygı duymaktır. Bir fikri beğenmeyebilirsin, bir yolu kendine uygun görmeyebilirsin. Fakat bunu ifade etmenin yolu arkadan fısıldamak, perde gerisinden ip çekmek değildir. Cesaret, insanın yüzünü gizlemeden konuşabilmesidir.
Bugün birçok alanda en büyük sorun yeteneksizlik değil, niyet meselesidir. İyi niyetin yerini hesap, emeğin yerini kıyas, üretimin yerini haset alınca geriye sadece gürültü kalır. Gürültü çoktur ama iz bırakmaz.
Herkesin elinde bir ayna var aslında. Kimi o aynayla kendine bakar, kimi başkasının kusurunu arar. Aynaya cesaretle bakabilenler yol alır; başkasının yansımasına takılanlar ise olduğu yerde eskir.
Zor zamanlardan geçiyoruz; doğru. Ama karakter tam da zor zamanda belli olur. İnsan, yol daraldığında neye sarıldığından tanınır: emeğe mi, oyuna mı?
Toplumun asıl ihtiyacı daha çok bağıranlar değil, daha düzgün duranlardır. Daha çok çelme atanlar değil, daha çok el uzatanlardır. Ve inanıyorum ki gürültü bir gün diner; geriye sadece alın teriyle yazılmış hikâyeler kalır.
Sözün özü;
herkes kendi seçtiği yerden görünür.
Anlayana Sivrisinek Saz Anlamayana Davul Zurna Az
anlayana...
Selma Ulubaba
Toplumsal analizleri ve özgün bakış açısıyla ajansımızın vizyoner kalemlerinden biri.
Tüm Makaleleri Görüntüle