Bir sandalye boş kalır sofrada.
Bir ses artık “Hoş geldin” demez.
Bir el, başımızı okşamak için uzanmaz…
Ve biz, kalabalıklar içinde en çok da o yokluğu hissederiz.
Bayram sabahları eskiden daha mı güzeldi, yoksa biz mi çocuk kalabilmeyi başaramadık?
Annemizin mutfaktan gelen o telaşlı ama huzur veren sesini,
babamızın bayram namazından dönerken getirdiği o iç ferahlığını…
Ne zaman kaybettik, hatırlamıyoruz.
Şimdi bayramlar biraz daha sessiz,
biraz daha içimize dönük,
biraz daha dua kokuyor.
Ama unutmayalım…
Bu bayram, sadece bir gelenek değil;
bir tatil hiç değil.
Bir ay boyunca tutulan oruçların, edilen duaların, sabrın ve nefs terbiyesinin ardından gelen ilahi bir armağandır.
Ramazan Bayramı; kulun Rabbine yaklaşmasının, arınmasının, affa sığınmasının ve yeniden doğmasının adıdır.
Ramazan boyunca sabrettik…
Kırıldık, sustuk, içimize attık.
Affetmeyi öğrendik belki de en çok.
Şimdi bayram…
Yani kalbin yükünü bırakma vakti.
Bayram; sadece şeker değil,
sadece tatil değil,
sadece gelenek değil…
Bayram; ibadetin sevince dönüştüğü,
duanın hayata karıştığı,
kalbin Allah’a daha yakın attığı mübarek bir gündür.
Küskünlerin barıştığı,
yorgunların dinlendiği,
yetimlerin hatırlandığı,
annelerin dualarla dolup taştığı gündür bayram…
Ve unutmayalım…
Bu dünyada herkes birinin duasında yaşıyor.
Belki de en çok bugün,
birbirimize iyi gelme günü.
Eğer hâlâ hayattaysak,
eğer hâlâ sevdiklerimizin sesini duyabiliyorsak,
eğer hâlâ “iyi bayramlar” diyebilecek bir nefesimiz varsa…
Biz hâlâ zenginiz.
Bu bayram;
kalbinizi kıranları affedin,
sizi unutanları siz hatırlayın,
gidemediğiniz yerlere bir dua gönderin.
Ve en önemlisi…
Sevdiklerinize geç kalmayın.
Çünkü bazı bayramlar,
son bayram olabilir.
Ramazan Bayramımız mübarek olsun…
Kalbinize huzur, evinize bereket, ömrünüze merhamet dolsun.
Selma Ulubaba
Toplumsal analizleri ve özgün bakış açısıyla ajansımızın vizyoner kalemlerinden biri.
Tüm Makaleleri Görüntüle